Skip to content

Sınav bizim işimiz!

Uzun süredir sevgili kontenjanından çok farklı sınavlara(ales, üds, kpss, kpds) refakatçi olarak iştirak ediyorum. Bu süreçte gözlemlediklerimden yola çıkarak ne sınavı yapanlar ne de o sınavlara girenlerden geleceğe dair umutlanamıyorum.

ÖSS (öğrenci seçme sınavı) ve KPSS (kamu personeli seçme sınavı) sınavlarındaki kopya skandallarından sonra muhtemelen bu olaylarda büyük payı olan yetkililer tarafından alınan kararlar doğrultusunda sınava bozuk para, araba anahtarı, akbil, küpe, alyans vb.. ile sınava girilemiyor. Bir insan bu araç ve gereçlerin herhangi birisiyle kopya çekebiliyorsa  zaten kendisine insanüstü başarısından dolayı saygıda kusur etmemek, devlet nişanı vermek, okullarda ders olarak okutmak gerekir. Bu olay tamamiyle biz bir bok yedik, elimize yüzümüze bulaştırıp yakalandık, alın size kontrol, siz misiniz sınav sistemini eleştiren, yandaşlarımıza verdiğimiz kopyayı su yüzüne çıkaran, çekin cezanızı şimdi demenin vücut bulmuş halidir.

Sınava giren kişiler açısından ise, girilen sınavlarla akademik kariyere başlayacak (hayatının geri kalanında okumayı meslek edinecek), devlet memuru olup ülkeye hizmet edecek insanların gönderilen sınav giriş belgesinde yazanları okumaya tenezzül etmeyip, “ama bu saçmalık”, “ben yüzüğümü çıkarmam”, “arabamla geldim anahtarı ne yapayım” gibi bahanelerle kaderlerini başkalarının eline bırakmaları(Uğur Hocam da yazmış http://ugurozmen.com/is-hayati/kaderini-baskasina-birakmak ) bana çok ilginç geliyor.

Sınav sistemindeki hatalar ve kuralların saçmalığı konusunda elbette hem fikiriz lakin sistem eleştirisi yapmak için yanlış zaman, yanlış mekan değil mi?

Son olarak bugün devlet memuru seçme sınavı olduğunu öğrenen taksici amcanın güzide önerisiyle bitirmek istiyorum “Ne varsa özel sektörde kardeşim, yol yakınken dön geri”

Bu da böyle bir anımdı.

Güneşli Günler

Helios

Güneşin canlı hayatı üzerindeki katkıları ve dünya üzerindeki etkileri tartışılamaz elbette. Ben motivasyon ve mutluluk konusunda da büyük rolü olduğunu düşünüyorum. Sabah gri ve karanlık bir güne uyanmaktansa soğuk da olsa ışıl ışıl parlayan bir güne uyanmak her zaman tercihimdir.

Eğer güneşin pek uğramadığı memleketlerden birinde yaşasaydım(ki buna yaşamak denir mi tartışılır) muhtemelen çok mutsuz bir insan olurdum. Neyse ki öyle bir durum yok ve güneş bize yüzünü göstermekte çok nazlı davranmıyor. Kış aylarında olsa bile arasıra uğruyor, günümüze neşe katıyor.

Mitolojiyle pek aram olduğu söylenemez lakin en sevdiğim karakterlerinden biri olan Helios’un arabasına atlayıp dünyayı dolaşmak isterdim.

Güneş nereye ben oraya :)

Sigarayı Bırakmak

Sigarayı kesin olarak bırakmaya karar vermeden önce defalarca bıraktım. Ardını arkasını düşünmeden. Bırakırken de genelde “şu paket de bitsin de öyle bırakırım”, “yeni yılda sigarayı bırakıyorum”, “pazartesi kesin bırakacağım şu illeti” gibi cümleler kurmadan, aklıma geldiği anda elimdeki sigara paketini buruşturup en yakın çöpe atar, bırakırdım.

Sonrası sigara içenlere atılan pis bakışlar, bir süre çay, kahve ve biradan uzak durmalar. Sinir krizler ve panik ataklarla geçen bir süreç ve kısır bir döngü. Evimize yeniden hoş geldin sigara.  Hatta vakti zamanında yaptığımı meşrulaştırmak adına şöyle bir şey de karalamışım hakkında “Yasak Aşk

Hayır bu sefer yine aynısı olmadı. Sigaraya başlamadım. Tekrar başlamak şöyle dursun, kokusundan rahatsız olmadığım zamanlar dünyada sigara diye bir şey olduğunu bile unutuyorum. Aslında kendisine karşı çoğunlukla nötr’üm kendisine karşı. Eğer yolda yürürken önümde içip de eski bacalı trenler gibi tüm dumanını arkaya bırakmasa ve sigarayı içer içmez toplu taşımaya binip de burun direğimi sızlatmıyorsa içenlerle ilgili en ufak bir derdim yok diyebilirim.

Peki neden sigaradan bahsetmeye karar verdim durup dururken.  Google Documents’imi düzenlerken eskiden yaptığım bir excel tablosu çarptı gözüme. Sigarayı gerçekten bıraktığım gün yapmıştım bu tabloyu. Buna göre; 609 gündür (4 ay sonra 2 sene olacak)  sigara içmiyorum ve o zamandan bu zamana 3860 tl sigaraya vermemişim. Ve daha bir sürü güzel şey.

Öyle işte.

Sigara içmeye devam etmek isteyenlerle ilgili hiç bir derdim yok. Hiç sigara içmemiş ya da bırakmayı düşünenlerle de.

Yeni yılda sigarayı bırakacağım diyenler için ufak bir not eklemeden geçemeyeceğim;

Bence sigarayı bırakmak tamamen sigarayı zihinde konumlandırmayla ilgili. Öncelikle durup ben sigarayı neden içiyorum sorusuna dürüstçe bir cevap vermek gerekiyor. En azından kendinize. Ben bir neden bulamadığım an tam olarak bıraktığım ana denk geliyor. Eğer sigarayı zihindeki tahtından edebilirseniz ki bu kişiden kişiye değişmekle beraber yüzlerce farklı yolu olabilir, fiziksel bağımlılık denilen olay yaklaşık 3-4 hafta içerisinde azalarak bitiyor. Bu süreçte okuduğum “Allen Carr – Sigarayı Bırakmanın Kolay Yolu”  adlı kitap da düşünce sistemimi değiştirmem de çok faydalı oldu diyebilirim. (Belki de içmek için bir nedenim olmadığından)

Son olarak hayat sizin, ister sigaralı, ister sigarasız yeni yılınız eskisinden güzel olsun.

Metrobüs Halleri

Sabah akşam metrobüs denen sabır aracını kullanan bir faninin kafasındaki düşünce bulutlarından sadece bir kaçı;

  • Metrobüs resmi kıyafeti mayo/bikini olarak düşünülmüş olmalı yoksa içerisi neden bu kadar sıcak.
  • Bir insanı gerçekten tanımak için onunla alışverişe çıkmak/alışveriş yapmak OUT metrobüse binmek IN.
  • Metrobüste herkes kendi için vardır, acırsan ölürsün.
  • Ayakta da olsa metrobüste kitabımı çıkarıp okuyabildiğim anlarda kendimi şanslı sayıyorum.
  • Araba almak istiyorsunuz ama çekinceleriniz mi var, sabah 08:30 metrobüs seansımıza bekleriz efenim. Her şey netleşecektir.
  • Bir insanın neden başka bir can almak isteyebileceği üzerine ciddi ciddi düşündürüyor, aman diyeyim.
  • Kişisel alan ihlali mi? O da ne kuzum?

İnanılmaz doğum günü kutlaması!

Hacklenmişim!

Evet verdiğim ilk tepki bu oldu. Zira ben şok durumlarında tepki gösteremeyengillerdenim. Bu gibi olağanüstü durumlarda dahi “hımm, hoşmuş” ya da “aa güzelmiş gerçekten”, “o kötü olmuş ama” gibi gayet sıradan tepkiler verebiliyorum sadece. İçimde fırtınalar kopuyor, depremler, tsunamiler olsa da dışarıya yansıması kısa bir cümle ve mal mal bakmak şeklinde tezahür ediyor. Bu duygusuz bir adam, bir odun olduğum algısını yaratabilir lakin sizi temin ederim ki öyle değil (;

Girizgahı çok uzatmadan esas konuya gelmek istiyorum. Geçtiğimiz Cuma günü yani 16 Aralık 2011′de (tarihi de veriyorum ki bir sonraki sene takvimine eklemek isteyebilecekler için yardımım olsun) çok muhteşem, über ötesi bir doğum günü kutlamasına şahit oldum. Bugüne kadar aldığım en harika doğum günü hediyesiydi. Hayatım boyunca gülen gözlerle hatırlayacağım, ileride konuşmacı olarak katılacağım en inanılmaz doğum günü kutlaması (hediyesi) konferanslarında göğsüm kabararak anlatacağım bir anı, bir güzellik oldu benim için.

İsmini ve felsefesini ilk duyduğum andan itibaren, hakkında araştırmalara giriştiğim, aşığı olduğum, bir ferdi, bir parçası olmak için can attığım ve sonunda başardığım (: iGOA ailesinin her ferdine, çalışma arkadaşlarıma, patronlarıma ve bu videonun içerisinde görmekten ayrı bir haz duyduğum canım sevgilime bu yazı vasıtasıyla tekrar teşekkür etmek istedim.

Hepinizi çok seviyorum, iyi ki varsınız.

*Hacklenmişim = böyle dedim çünkü videoyu ilk gördüğüm yer kendi internet sitem oldu (: special thanks to artuc