Skip to content

Özlüyorum Muntazaman

Wayback Machine

Uzun zamandır yine bir şeyler yazsam mı diye düşünüp duruyor lakin nereden başlayacağımı bir türlü kestiremiyordum. Zira blog macerasına 2010 yılının ilk günlerinde adım atmış, bir kaç ay bir şeyler karalamış, sonra da aptal bir talihsizlik sonucu yedeğini almadığım yazılarımın tümünü kaybetmiştim.

Bu kaybedişten önceki yazılarımın da bir çoğu yalnızlık ve sıkıntı temalı şeylerdi. Son yazımı yazdıktan sonra hayatımın insanı gelmiş ne dert ne tasa hepsi uçup gitmişti. Bir daha da pek yazasım gelmedi.

Bugün @evrencik saolsun “internet archive”i keşfettim ve hemen hemen tüm yazıları internetin uçsuz bucaksız derinlerinden geri almayı başardık. En zor aşama olan başlamak sorununu da bu şekilde hallettiğimize göre yazmamak için hiç bir bahanem kalmadı (:

Bir daha yedek almamak mı? Düşman başına!

Yalnızlık Üzerine

Tabelada ‘Ayak sesleriniz de olmasa varolmadığınıza sizi neredeyse inandıracak bakışlar sokağı.’ yazardı diyor İlhami Algör bir kitabında. Durdum ve düşündüm bu söz üzerine saatlerce, o bakışları üzerinde hissetmişliğin vermiş olduğu yalnızlığa küfrederek.

Ya cevap bulamadım sorularıma ya da bulduklarımla tatmin olmadım.

Sonuç olarak bir karar verdim ama;

Yalnızlık bitsin!

Camın Arkasındaki Dünya

Bir kaç günlük alışma tecrübelerinden anladığım kadarıyla gözlük takmanın en acımasız yanı veletlerce takılan dört göz lakabı olsa gerek.

Tamam belki de belli bir yaşın altındaki ergen kesim için en büyük sorun bu olabilir lakin dünyaya iki çerçeve arasından bakmak hiç hoş bir deneyim değil. Görüş açısının azalması burnunun üzerindeki ağırlık, yukarı/aşağı, sola/sağa baktığında karşılaştığın çerçeve kenarları öpüşürken ki dengesizlikler de (french kiss’i daha tecrübe edemedim) cabası. Henüz yağmur yağarken ki hissiyatı bilmiyorum, sıcaklık değişimlerindekini de, fakat bu gidişle öğrenebileceğimi de sanmıyorum zira çıkarıp attım gözlüğü.

Bir kere bir göz 0,20 diğeri 0,15 olan birine gözlük yazan doktorun ben taa diyeceğim ama vardır belki onunda bir bildiği, belki de gece sokak lambalarında gördüğüm ışın kılıcıvari şeylerden ona bahsetmemeliydim.

Gözlükle yaşamayı öğrenmektense sokak lambalarına bakmamayı adet edinmeliyim, hem insan neden bakar ki boş boş onlara değil mi?

Öncelikle beni onaylayacak bir göz doktoruna ihtiyacım olacak.

Şimdilik bu kadar. Peki nerde benim gözlüklerim?

Bir Rüyaydı Sanki

Sabah uyandığımda kolumun kesilmiş olduğunu gördüm, hayır rüya da değildi sağ kolum yoktu yerinde ve beynim doğrulayamıyordu varlığını. Sonra buldum onu ama ölmüştü ve beynimle arasındaki iletişim kopmuşçasına hareketsiz şekilde duruyordu. Diğer elimle tuttum onu ama hissetmiyordu kaldırdım bıraktım, düştü. Yoksa bu bir rüya mıydı? Değildi kuşkusuz ama gerçek olmasını da istemiyordum, sonra filmlerdeki o rüya mı gerçek mi sahnesi geldi aklıma ve acımasızca ısırdım onu acıyla beraber ısırdım onu, ben ona acımamıştım ama o acıyordu ve acıyla birlikte geri geldi. Usul usul eski haline döndü sonra. Uyuşmuştu sadece, basit bir uyuşmaydı lakin daha önce hiç olmadığı kadar. Şükrettim sonra sadece şükür.